Gyges’in Yüzüğü – Görünenler Gerçek Olsaydı Bilime Gerek Kalmazdı

Bazen en derin yaralar, en sessiz bıçaklarla açılır. Bazen en ağır hakaretler, en “kibar” kelimelerle söylenir. Ve bazen, gerçek zorbalık, suçlanamayacak kadar ustaca kamufle edilmiştir. Fail görünmezdir. Suç; kanıtlanamaz. Yaraların görünür olmadığındaysa yalnızca sen farkedersin. Sen “niye bu kadar hissettin?” diye kendini sorgularsın. Belki gerçekten “alıngansın”dır. Belki “yanlış anladın”dır. Kendi gerçekliğine olan inancını dahi sorgulatır bu bazen.

Gyges’in yüzüğü, toplumsal anlatısının yanı sıra bu ince durumu da anlatan bir mittir. Yüzük onu takan kişiyi görünmez yapar ve yaptıkları her şey görünmezdir. Görülmemeyi acı ve en büyük güçlerini mağduriyet sayarlar. Bu öyle büyük bir kalkandır ki; sadece sinsi ve sessiz bu lisanı bilmediğinizden verdiğimiz yanıtların görünür olması nedeniyle dünya görünenin gürültüsüne odaklanır. Mağdurun savunması şiddet, fail’in şiddeti ise bilgelik olur.

Ne bilgelik ama..

Yüzüğü takarak görünmez olanın dünya ile ilişkisi böyledir diye bunu kabul etmek ya da kabullenmek zorunda olmadım hiç. Çünkü psikolojik sınırım, toplumun yargısı değildi. Geçerli saydığım tek kanıt hissettiklerim oldu. Evrim bu konuda pek hata yapmaz. Bir şey kötü kokuyorsa zehirlidir. Zihnim manipüle edilebilir, hikayeler ve normlar değişebilir fakat midemdeki o ağırlık, kalbimdeki o sıkışma gerçektir. Hakikat ise yalnızca kendimiz için değerlidir.

Onlar Gyges’in yüzüğünü asla çıkaramazlar. Ondan vazgeçemezler. Yüzük onların dünya ile bağlantı kurma biçimleridir. Ama o yüzüğün gücü senin o yüzüğe verdiğin önem ile ilişkilidir. Bizim sessizliğimiz ile beslenir, biz kendimizi sorguladıkça, onların gücü görünmez kalır.

Yani diyeceğim o ki; “Being Englishman in New York is a choice, but that doesn’t mean New York has no dark streets. Light the fuse and don’t think about the rest.”

Peace..